23 Ağustos 2012 Perşembe

"Sen ne istiyorsun ?"

Basit bir soru cümlesi evet.. "Sen ne istiyorsun ?"

Ama bana sorarsanız, hayatın bazı dönemeçlerinde "altın" değerinde bir soru cümlesi..
Belki bir soru cümlesi değil de, destekleme belirtisi.. Bir ışık..

Özellikle çocuklar için, ailesinin gözünde hiç büyümeyen çocuklar da buna dahil..

Bir otoritenin gölgesinde çizilmiş yazgının değişmesi için..

Genellikle çocukların babalarından beklediği ama duyamadıkları bir soru cümlesi..

Herşey "Büyüyünce ne olacaksın ?" ile başlar önce.. Sorarlar.. Söylersin.. Eğer uymuyorsa senin isteğin soranınkine, hemen yetkili bir mesleğe yönlendirilirsin.. Daha çocukken..

- Ne olacaksın büyüyünce ?
- Fotoğrafçı.
- Aman canım, o da meslek mi ? Filancanın kızı/torunu/oğlu.vs. Doktor/Mühendis/Öğretmen/Avukat olmak istiyormuş. Şimdi herkes fotoğrafçı hobi o meslek olarak ne yapacaksın ?

Ve bir çocuğun travması.. İlk karşılaştırılma.. İleride oluşturacağı karakterine taban tabana zıt başka bir çocukla.. Kabusa dönen sorularla gelen ilk baskı..

Yıllar sonra, okul bittiğinde gelen ilk soru, başa dönüş..

"Eee ne yapacaksın bakalım ?" Amaç istenilen şey değil, gelen büyük bir zarf, kabul edip açacaksın içini mecbursun.. Cevabını iletip zarfla geri yollayacaksın sonra, birazdan ihaleye giriyorsun.. Biliyorsun artık, aklından geçeni söylesen de, olmayacak.. Bu yüzden "Bilmem" deyip kestirip atmayı planlıyorsun..

"Bilmem." Aslında tam da istenileni veriyorsun, işlenmemiş kil gibi şekilleneceksin şimdi. Evet şekilleneceksin.. Çünkü hayat senin değil, senin olsaydı, sen dilediğini yapabileceğin bir kadere sahip olsaydın eğer, sen şekillendirirdin kendi kilini..

"Esnaflık yap, ticaret yap,memur ol, filancanın yanında çalış, şu bu vesaire.."

Tam bu noktada sıkacaksın yumruklarını ve dişlerini aynı anda, bugune dek doldurduğun içine attığın her şeyin gözlerinden taştığını hissedeceksin.. Belli etmemek için iki seçeneğin var, ya uzaklara doğru kaçıracaksın gözlerini, ya da başını öne eğeceksin..

Gözlerini kaçırırsan dinlememekle, başını eğersen kabullenmekle itham edileceksin.

İçinden haykıracaksın, "Ben ne olacağım ulan ! Yaşayamadığım hayat ? Yapamadığım ve içimde kalanlar ?" sonra yutkunacaksın ve dinleyeceksin yine.

"Bak filancanın çocuğu" ile başlayacak ve uzayıp gidecek o cümle.. Ama duymayacaksın, konuşmanın girizgahı ile birlikte içinden geçirdiğin o güne kadar öğrendiğin tüm küfürleri sıralayacaksın ve bi güzel paylayacaksın, kendinin de bi yaşamın olduğunu isteklerin olduğunu söyleyeceksin.. Yapamadıkların için isyan edip, kafanda geliştirdiğin ve asıl yapmak istediğin meslegin ne olduğunu, sevmediğin işlerde mutlu olmadığını söyleyeceksin.. Ama içinden..

Dalan gözlerini yeniden çevirip konuşmanın sonunu duyacaksın.. "Zaten bizden sonra.." yine bir hengame.. "Hay size de sonranıza da .." diye başlayacaksın önce.. Ama yine içinden..

Sonunda sussun diye, istediğini söyleyeceksin.. Mecburen..

"Tamam."

Oysa tek beklediğin, o en baştaki soruydu.. Gerçi artık bunu sorsa da cevap veremeyecek kadar bitiksin.. Kafanı bine bölmekten, "ulan yine ne olacak acaba" demekten bitmişsin..

Ve şunu özümsemişsin.. "Kimse kendi hayatını yaşamıyor, herkes birinin isteklerine boyun eğerek ölüp gidiyor.."