Önce düşündüm.. Yazma isteği ile dolup, kafanda uçuşan bin fikirden birini seçmek kadar zoru olmasa gerek.. İnsanın tüm zor zamanlarında en büyük yardımcısı yazmak olabilir ancak..
Çünkü bazı şeyleri yazıyla anlatmak, dille anlatmaktan daha kolaydır.. Hem böylece ayrıştırırsın hiç uğraşmadan seni dinlemek isteyenle, istemeyeni.. Çünkü bazıları için üşengeçliktir okumak.. Benim gibileri içinse aşkla eş değerdir.. Çünkü okumakta bir tecrübedir.. Ayırmadan, kayırmadan, merakla severek okumak..
Okuduğunuz her kitabın içinde ayrı bir hava ayrı bir dünya vardır.. Bir yerin kapısından adımınızı atıp, ürkek bakışlarınızla içeriyi kolaçan etmekten daha kolaydır sayfaların arasında koşturmak..
Konuştuğunuz biri yargılayabilir sizi belki.. Ama okuduğunuz bir kitap asla.. Önyargıları olmadan sadece anlatmak istedikleriyle gelir elinize, sizin onu sevmenizi, sayfalarını özenle çevirmenizi bekler sadece.. Ne meraklı gözlerle süzebilir sizi, ne de ettiği laflarla canınızı yakabilir..
Belki bu yüzden, birşeylerden kaçmak istediğimde, insanlar acı verdiğinde, merak ettiğimde, öğrenmek istediğimde, gülmek ya da ağlamak istediğimde, kısacası bulduğum her bahanede koştuğum en güzel bahçedir benim kitaplığım, bazen yenileri gelir, bazen seyahate çıkar kitaplarım.. Başka ellerde okunmayı bekledikleri zamanlar olur..
Onlar tura çıkmışken, yazarım ben de.. Yazabiliyorsam da, onlar sayesindedir zaten.. Hayal gücümü de, kelimelerin bir arada nasıl güzel durabildiğini de henüz ben küçükken fısıldamışlardır kulağıma..
Kimilerine asosyallik gibi görünse de, bir kitapla arkadaş olmak arkadaşlıkların en güzelidir belki ve aslında bana göre en mantıklısıdır..
"Hangi tür kitapları okumayı seversin?" sorusu da benim için biraz saçmadır.. İnsanın öğrenmesinin sınırı olmadığına göre, herhangi bir konuda kendini kısıtlamak, tek bir yönteme bağlı kalmak biraz zincire vurulmak gibidir bazen.. Çok odalı bir evde yaşayıpta, tek odadan ibaretmiş gibi davranmaya benzer..
Zaten bu yazıya ulaştıysanız eğer, okumayı da seviyorsunuzdur.. Ve şu satırlardan ötürü deli olduğumu düşünmüyorsunuzdur.. Kimbilir belki de benimle aynı safta yürüyorsunuzdur..
31 Mayıs 2012 Perşembe
13 Mayıs 2012 Pazar
Annem..
Ufacık birşeyle bile mutlu olabilen, gülümsemesi dünyalara değişilmeyen, gözlerinin içi güldüğünde hayat veren Annem.. Ne yazsam az kalacak, ne yazsam anlatılmayacak annem, hayatını adayan, 9 ay karnında taşıyan, dostum, arkadaşım, kardeşim, herşeyim annem, yokluğu belli etmeyip, varlıkta esirgemeyen, hastalığını, mutsuzluğunu kendi içine akıtan, yüzüm gülsün diye canı yansa da gülümseyen annem.. Hayatımın tek anlamı, desteğini esirgemeyen, ömrünü beni korumaya gülümsetmeye adamış annem.. Hatalarımla, günahlarımla beni seven, ufacık birşeyimden gurur duyan annem.. Gözünde hiç büyümediğim hep çocuk kaldığım annem.. En büyük yaramazlıklarımın tek ortağı, tüm arkadaşlarımın arkadaşı olmayı başarabilen annem.. Ömrünü bana adayan, geceleri nefesimi dinleyen, hasta olduğumda başımdan ayrılmayan, günlerce uyumayan annem.. Beni bugunlere getiren, büyüten, yetiştiren tüm karakterimi şekillendiren, örnek aldığım tek insan.. Annem..
Hayatın tüm engebelerini aşarken, benimle gülen, gözyaşlarını silen, üstüme gelen tüm fırtınalara karşı önümde dimdik duran annem.. Arkadaşlarım giderken, sevdiğim giderken hep yanımda kalan annem.. Ne yaparsam yapayım beni olduğum gibi seven annem.. Benim annem.. Varlığının her anına şükrettiğim, iyi ki dediğim.. İlk şiirim, ilk yazım, çizdiğim ilk resmim, ilk gülümseyişim ve dünyaya ilk merhaba deyişim, dudağımdan dökülen ilk sözcüğüm "Annem.."
Ömrüm senin olsun.. Gönlüm zaten hep senin.. Hayatımın en değerli parçası.. Her fırsatta "Ne yaparsan yap arkandayım, çünkü sen benim parçamsın.." diyen annem.. Anneler günün kutlu olsun..
Hayatın tüm engebelerini aşarken, benimle gülen, gözyaşlarını silen, üstüme gelen tüm fırtınalara karşı önümde dimdik duran annem.. Arkadaşlarım giderken, sevdiğim giderken hep yanımda kalan annem.. Ne yaparsam yapayım beni olduğum gibi seven annem.. Benim annem.. Varlığının her anına şükrettiğim, iyi ki dediğim.. İlk şiirim, ilk yazım, çizdiğim ilk resmim, ilk gülümseyişim ve dünyaya ilk merhaba deyişim, dudağımdan dökülen ilk sözcüğüm "Annem.."
Ömrüm senin olsun.. Gönlüm zaten hep senin.. Hayatımın en değerli parçası.. Her fırsatta "Ne yaparsan yap arkandayım, çünkü sen benim parçamsın.." diyen annem.. Anneler günün kutlu olsun..
9 Mayıs 2012 Çarşamba
Ben, Sen, O - Bizsizonlar.
İnsanim ben.. Siradan.. Bos.. Bos isler pesinde kosturan, hayati kosturmacalarla dolduran.. İnsanim iste senin gibi, onun gibi, sunun ve bunun gibi, bende birileri icin "o, bu ve su"yum. Derin nefesler alirken cigerlerine duygularini dolduran ve solurken yasamin sundugu tecrubeleri, sessizce bakakalan.. İnsanim iste, hayallerim var elbet senin gibi, onun gibi sunun ve bunun gibi.. Ama sanirim beni digerlerinden ayiran, bir yere asik olmam.. Cocuklugumun gectigi.. Buyudugum.. Kostugum.. Guldugum.. Agladigim.. Takintilarim vardir belki herkes gibi.. Ve varlar evet.. Fobilerim var.. Herkese yetecek sevgim olsa da dagitacak cesaretim ve guvenmeye takatim yok, bu yuzden midir soguk nevale, dertli kemane bellenisim.. İnsanim bende senin gibi onun gibi sunun ve bunun gibi.. Gokyuzundeki bulutlari kovaliyorsam hala, en iyi arkadasim yuzume vuran ruzgar, en buyuk dusmanim beni sarsan firtinaysa kime bu serzenisim.. Onlar mi guvensiz kildi beni yoksa hayatima giren "dost, sevgili, arkadas" sifatli kisi zamirleri mi? Mutluyum ben olmaktan, bu kadari da kafi..
8 Mayıs 2012 Salı
Hayaller - Gerçekler, Masallar - Çizgiler..
Çocuklara masallar anlatılır.. İçinde prensler prensesler yaşar ve mutlu sonla biter hep masallar..O masallar geliştirir hayal gücünü ilk başlarda.. (Gerçi şimdiki çocuklar klavyeleriyle kendi masallarını yazıyorlar geneli de "zaaaa xd" içerikli oluyor.)
Herkesin, daha doğrusu masallarla büyüyen her çocuğun zamanla kendi masal dünyası oluşur kafasında ve her çocuğun inandığı yaşamak istediği bir masal vardır kendi iç dünyasında..
Bu kafayla büyüyen kızlar prens, erkeklerde prenses bulacaklarını ümit ederler.. Hayal kurmaya para alınmadığından -henüz- yastığa başlarını koyduklarında kendi masallarını yazar, o masalın kahramanı olur ve düşledikleri diyarlarda gezerler..
Ve her koşulda ilk tanıştıkları "çizgiler" olur.. Çünkü her insanın çizgileri vardır.. Aşılmaması dikkatli olunması gereken..
İşte o çocuklar büyüdükçe, hayaller ve gerçekler ayrılmaya başlar. Kimi kırılan hayallerinin arasında kanlar içinde yere yığılır.. Kimi hayallerini ve hayal kurmayı geride bırakıp gerçek dünyaya adım atar, kimi de yaşadığı hayal dünyasını gerçek sanır.. Bazılarıysa öyle güzel sentezler ki mantığından yardım alarak hayal ve gerçeği.. Dingin bir denge ile kusursuzca olmasa bile düşlediklerine ulaşır..
Çünkü hayat masal değildir hiç bir zaman, aksine elmayı veren kötü cadı gibidir.. O elmadan bir ısırık almanız için yapamayacağı şey yoktur..
Hayal dünyalarını gerçek sananlar için yapabileceğiniz birşey yoktur.. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın inandığı şeyin sadece bir "hayal" olduğunu anlatamazsınız onlara.. Ne olarak tasvir edildiyseniz o dünyada, o olursunuz, ne gerisine geçebilirsiniz, ne ötesine.. Bir zaman sonra Don Kişot'un yel değirmenleriyle savaştığı gibi savaştığınızı farkedersiniz karşınızdakiyle.. Takıntısı galip gelen bir hayalperestin masalının tek kahramanı olursunuz bazen, bazen de tek düşmanı.. Bütün bu sürecin sizin hayatınızdaki etkisini görmez üstelik.. Öperek uyandırsanız bile kurtulamazsınız kimi zaman.. Çünkü görmediği çizgilerin ötesine geçip gerçeği görme ihtimali yoktur..
Tıpkı aynı masalı annesine defalarca okutan çocuk gibi, defalarca yaşar hayal dünyasında resmettiklerini.. Fakat sonunda aynı diğerleri gibi olur.. Masaldan masala koşarken.. Kendini kanlar içinde hayal kırıklıklarının içinde bulur..
Belki bu yüzden kimi insanlar tanışmalı çizgilerle.. Dost olmayı başarmalılar onların keskinliğiyle.. Ve öğrenmeliler gerçek bir dünyanın var olduğunu.. Çünkü bulaşıcıdır mutsuzluk.. Mutluluktan daha çok paylaşılır.. Güzin ablaların var olma sebebi de hep bundandır..
* "Eee masal dedin, gerçek dedin, çizgi dedin saçmaladın falan ama hani senin masalın?" diyenler için: Masalım yoktu ama Monte Cristo Kontu vardı. :)
Herkesin, daha doğrusu masallarla büyüyen her çocuğun zamanla kendi masal dünyası oluşur kafasında ve her çocuğun inandığı yaşamak istediği bir masal vardır kendi iç dünyasında..
Bu kafayla büyüyen kızlar prens, erkeklerde prenses bulacaklarını ümit ederler.. Hayal kurmaya para alınmadığından -henüz- yastığa başlarını koyduklarında kendi masallarını yazar, o masalın kahramanı olur ve düşledikleri diyarlarda gezerler..
Ve her koşulda ilk tanıştıkları "çizgiler" olur.. Çünkü her insanın çizgileri vardır.. Aşılmaması dikkatli olunması gereken..
İşte o çocuklar büyüdükçe, hayaller ve gerçekler ayrılmaya başlar. Kimi kırılan hayallerinin arasında kanlar içinde yere yığılır.. Kimi hayallerini ve hayal kurmayı geride bırakıp gerçek dünyaya adım atar, kimi de yaşadığı hayal dünyasını gerçek sanır.. Bazılarıysa öyle güzel sentezler ki mantığından yardım alarak hayal ve gerçeği.. Dingin bir denge ile kusursuzca olmasa bile düşlediklerine ulaşır..
Çünkü hayat masal değildir hiç bir zaman, aksine elmayı veren kötü cadı gibidir.. O elmadan bir ısırık almanız için yapamayacağı şey yoktur..
Hayal dünyalarını gerçek sananlar için yapabileceğiniz birşey yoktur.. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın inandığı şeyin sadece bir "hayal" olduğunu anlatamazsınız onlara.. Ne olarak tasvir edildiyseniz o dünyada, o olursunuz, ne gerisine geçebilirsiniz, ne ötesine.. Bir zaman sonra Don Kişot'un yel değirmenleriyle savaştığı gibi savaştığınızı farkedersiniz karşınızdakiyle.. Takıntısı galip gelen bir hayalperestin masalının tek kahramanı olursunuz bazen, bazen de tek düşmanı.. Bütün bu sürecin sizin hayatınızdaki etkisini görmez üstelik.. Öperek uyandırsanız bile kurtulamazsınız kimi zaman.. Çünkü görmediği çizgilerin ötesine geçip gerçeği görme ihtimali yoktur..
Tıpkı aynı masalı annesine defalarca okutan çocuk gibi, defalarca yaşar hayal dünyasında resmettiklerini.. Fakat sonunda aynı diğerleri gibi olur.. Masaldan masala koşarken.. Kendini kanlar içinde hayal kırıklıklarının içinde bulur..
Belki bu yüzden kimi insanlar tanışmalı çizgilerle.. Dost olmayı başarmalılar onların keskinliğiyle.. Ve öğrenmeliler gerçek bir dünyanın var olduğunu.. Çünkü bulaşıcıdır mutsuzluk.. Mutluluktan daha çok paylaşılır.. Güzin ablaların var olma sebebi de hep bundandır..
* "Eee masal dedin, gerçek dedin, çizgi dedin saçmaladın falan ama hani senin masalın?" diyenler için: Masalım yoktu ama Monte Cristo Kontu vardı. :)
4 Mayıs 2012 Cuma
12 Burç Muhabbeti
Herkesin yorumladığı insanları belirli özelliklere göre 12'ye ayırma sanatına astroloji üzerine yapılan yorumlara da burç yorumları, diyoruz.. Diyeceksiniz ki "Sen burçlara inanmıyor musun a yerden bitme." İnanıyorum hatta yükselen burcumu ay burcumu ve ebemin burcunu dahil biliyorum, fakat burçlar üzerine yapılan günlük, aylık, haftalık, yıllık vs yorumlara inanmıyorum. "Hepiniz öleceksiniz, Satürn ağzınıza sıçacak, Mars kafanıza düşecek" gibi saçma yorumların neyine inanayım ?
Bana ve gözlemlerime göre bu 12 çeşit arkadaşı soracak olursanız ortaya karışık şöyle anlatayım..Gelin gidelim yanlarına.
Misal, Yengeç Burçları çok duygusal insanlard..
- Ühühühühüh..
Tamam lan ağlama. -.- Aynı zamanda uyumayı çok severl..
- Hee ondan vampir gibi dolaşıyorum di mi ben ?
Çabuk sinirlenirler.
- Kiim ben mi ?
Yok, ben.
- :))
Fakat çabuk öfkeleri çabuk söner.
Başak Burçları 7/24 kafaları karışık dolaşma kapasitesine sahiptirl..
- Ne demek istedin ki sen şimdi ?
Boşver takılma sen devam et.
- Nasıl yapalım ?
Neyi ?
- İşte bende onu düşünüyodum ya..
İkizler Burcuna mensup olanlar daima neşelidirler.
- Ahahahaha eveeet, çok doğru dedin onu bak.
Yalnız çok ani duygu geçişleri vardır.
- Kalksana sen bi ordan, kahve mi döktün koltuğa ?! Yalnız kalmak istiyorum.
Boğa Burçl.. Şşşt.. uyuyo musun lan hala ? "ZzZzZz.."
Uykuya çok düşkündürler.
Koç Burçları daima bir iş kovalarlar.
- Oyalama beni bi yer varmış oraya bi bakıcaz. Acele gitmem lazım.
İyi madem, ne halin varsa gör.
Aslan Burçları genelde aşk konusunda yalnızdırl..
- Kendi tercihim. Bu arada şahane bi elbise gördüm, gelsene benle onu alalım, sonra bişeyler yaparız. :))
Bir de anında programı belirleyip sizi de yanlarında sürüklerler.
Terazi burçları pek çok yeteneğe sahip olmalarına rağmen, kendilerine saklarlar.
- I will surviveeeeeeee!!!!!
Aha bakın yine aynanın karşısında şarkı söylüyo.
Akrep Burçları, şüphecidirler..
- Sen kimsin ki ya ? Nerden geldin buraya?
Kapıyı açık bırakmışsan demek ki..
Oğlak Burçları hayallerine aşıktırlar.
- O prens bi gün gelicek !
Trafik varsa tabi. Gelememiştir. Olabilir.
Yay Burçları özgürlüğüne düşkündürl..
- Benzeemeeeeeğğğzzz kiiiimmmmseeeeeeğğ sanaaaağğğğ, öpüjem.
Bide ne kadar içerlerse içsinler kolay kolay sarhoş olmazlar.
- Dolduriim mi sana da hı ?
Kova Burçları aşkta kararsızdırlar, şş naptınız seninkiyle ?
- Hangisiyle ? :)
Ohoooo..
- Pes atak mı la ?
Real'i alırsam olur. -.-
Balık burçları kafalarına estiği gibi yaşar, o an düşündüğü her neyse onu söyler ve bu yüzden yanlış anlaşılır hep..
- Acıktım ben. :(
Al işte.
- Ne ya ?
Ben ne diyorum sen ne diyosun ?
- Kötü bişey mi dedim ? :( Suç muymuş acıkmak ?
Bir de herşeyde kendilerini suçlamaya müsaittirler..
- Suçlamadım ki ?
Tamam bişey demedim.
- Trip atıyosun ?!
Ve çabuk kırılırlar.
Konuşsana şş.. Kime diyorum..
Aha yandı devreler.
*Senin burcun ne diye soranlara: Yazının içine gizledim bulabilene aşk olsun :))
Bana ve gözlemlerime göre bu 12 çeşit arkadaşı soracak olursanız ortaya karışık şöyle anlatayım..Gelin gidelim yanlarına.
Misal, Yengeç Burçları çok duygusal insanlard..
- Ühühühühüh..
Tamam lan ağlama. -.- Aynı zamanda uyumayı çok severl..
- Hee ondan vampir gibi dolaşıyorum di mi ben ?
Çabuk sinirlenirler.
- Kiim ben mi ?
Yok, ben.
- :))
Fakat çabuk öfkeleri çabuk söner.
Başak Burçları 7/24 kafaları karışık dolaşma kapasitesine sahiptirl..
- Ne demek istedin ki sen şimdi ?
Boşver takılma sen devam et.
- Nasıl yapalım ?
Neyi ?
- İşte bende onu düşünüyodum ya..
İkizler Burcuna mensup olanlar daima neşelidirler.
- Ahahahaha eveeet, çok doğru dedin onu bak.
Yalnız çok ani duygu geçişleri vardır.
- Kalksana sen bi ordan, kahve mi döktün koltuğa ?! Yalnız kalmak istiyorum.
Boğa Burçl.. Şşşt.. uyuyo musun lan hala ? "ZzZzZz.."
Uykuya çok düşkündürler.
Koç Burçları daima bir iş kovalarlar.
- Oyalama beni bi yer varmış oraya bi bakıcaz. Acele gitmem lazım.
İyi madem, ne halin varsa gör.
Aslan Burçları genelde aşk konusunda yalnızdırl..
- Kendi tercihim. Bu arada şahane bi elbise gördüm, gelsene benle onu alalım, sonra bişeyler yaparız. :))
Bir de anında programı belirleyip sizi de yanlarında sürüklerler.
Terazi burçları pek çok yeteneğe sahip olmalarına rağmen, kendilerine saklarlar.
- I will surviveeeeeeee!!!!!
Aha bakın yine aynanın karşısında şarkı söylüyo.
Akrep Burçları, şüphecidirler..
- Sen kimsin ki ya ? Nerden geldin buraya?
Kapıyı açık bırakmışsan demek ki..
Oğlak Burçları hayallerine aşıktırlar.
- O prens bi gün gelicek !
Trafik varsa tabi. Gelememiştir. Olabilir.
Yay Burçları özgürlüğüne düşkündürl..
- Benzeemeeeeeğğğzzz kiiiimmmmseeeeeeğğ sanaaaağğğğ, öpüjem.
Bide ne kadar içerlerse içsinler kolay kolay sarhoş olmazlar.
- Dolduriim mi sana da hı ?
Kova Burçları aşkta kararsızdırlar, şş naptınız seninkiyle ?
- Hangisiyle ? :)
Ohoooo..
- Pes atak mı la ?
Real'i alırsam olur. -.-
Balık burçları kafalarına estiği gibi yaşar, o an düşündüğü her neyse onu söyler ve bu yüzden yanlış anlaşılır hep..
- Acıktım ben. :(
Al işte.
- Ne ya ?
Ben ne diyorum sen ne diyosun ?
- Kötü bişey mi dedim ? :( Suç muymuş acıkmak ?
Bir de herşeyde kendilerini suçlamaya müsaittirler..
- Suçlamadım ki ?
Tamam bişey demedim.
- Trip atıyosun ?!
Ve çabuk kırılırlar.
Konuşsana şş.. Kime diyorum..
Aha yandı devreler.
*Senin burcun ne diye soranlara: Yazının içine gizledim bulabilene aşk olsun :))
3 Mayıs 2012 Perşembe
Biriyle vedalaşmak, bir yerle vedalaşmak..
Bazı şeyler vardır ya hani, anlatamazsın, ifade edemezsin ne kadar uğraşırsan uğraş, bir türlü yettiremezsin kelimelerini, boğazının orta yerine öyle bir düğümlenir de hani..
"Birinden ayrılmak" değil de "Bir yerden ayrılmak" gibidir.. Ve bir yerden ayrılmak bazen birinden ayrılmaktan çok daha hüzün verir..
Alıştığın insanları, alıştığın sokakları, alıştığın tüm o yalnızlıkları geride bırakmak gibidir.. Kalabalık akarken içinde tek başına dolaşmak gibidir.. Öyle yorgun hissedersin ki kendini..
Ve bir yerden ayrılmak en buruk veda gibidir.. Çünkü vedalaşacağın "bir" değildir ama, belki senin için binlere ve nice "bir"lere bedeldir.. Duvarların dokusunu, sokakların kokusunu, tanıdık yüzlerin gülümsemelerini, huysuz kedilerin mırıltılarını, sürekli susmadan konuşan kadınları, sana hep bağırsa bile içten içe sevdiğin saygı duyduğun huysuz ihtiyarları, özleyeceğini bile bile gidersin bazen.. Çünkü gitmek gereklidir, "biri" vedalaşırken valizine seninle olan anılarını koyar sadece, senden mutluluğuna karşılık aldığı günleri.. Oysa bir yerle vedalaşırken insan, kendini bırakır o yerde, gülüşlerini, hüzünlerini, anılarını, benliğini bazen.. Soluk alıp verişlerini, susuşlarını en ağır acılarını emanet eder vedalaştığı yere giderken..
Bu yüzden biriyle vedalaşmaya asla benzemez bir yerle vedalaşmak.. Çünkü hayatta hep birileri olsa bile, bilirsin bir gün dönsen bile o yerin aynı olmayacağını.. Başkalarının gelip başka anılar bırakacağını, o sokakların başkalarının olacağını, başka seslerin o yerde yankılacağını bile bile gidersin.. İzlerini silmeyecek olsa da gelenler, "acaba benim gibi bilecekler mi kıymetini.." diye endişelenirsin.. Aşk gibi değildir bir yeri sevmek.. Kimbilir belki de aşk gibidir.. Ama en vefalısından.. Birileri seni anlamadığında sessizliğiyle bile anladığı içindir belki.. Belki ilk kez orda yere yapıştığın içindir.. Belki de gözlerin ilk kez orda ışıldadı diyedir..
Giderken koyarsın valizine o yerin tüm hatıralarını ve o güne dek bir parçası olduğun yerden "biri" gibi gidersin.. Özleyeceğini bilerek ama yine de demek ki buymuş olması gereken diyerek..
"Birinden ayrılmak" değil de "Bir yerden ayrılmak" gibidir.. Ve bir yerden ayrılmak bazen birinden ayrılmaktan çok daha hüzün verir..
Alıştığın insanları, alıştığın sokakları, alıştığın tüm o yalnızlıkları geride bırakmak gibidir.. Kalabalık akarken içinde tek başına dolaşmak gibidir.. Öyle yorgun hissedersin ki kendini..
Ve bir yerden ayrılmak en buruk veda gibidir.. Çünkü vedalaşacağın "bir" değildir ama, belki senin için binlere ve nice "bir"lere bedeldir.. Duvarların dokusunu, sokakların kokusunu, tanıdık yüzlerin gülümsemelerini, huysuz kedilerin mırıltılarını, sürekli susmadan konuşan kadınları, sana hep bağırsa bile içten içe sevdiğin saygı duyduğun huysuz ihtiyarları, özleyeceğini bile bile gidersin bazen.. Çünkü gitmek gereklidir, "biri" vedalaşırken valizine seninle olan anılarını koyar sadece, senden mutluluğuna karşılık aldığı günleri.. Oysa bir yerle vedalaşırken insan, kendini bırakır o yerde, gülüşlerini, hüzünlerini, anılarını, benliğini bazen.. Soluk alıp verişlerini, susuşlarını en ağır acılarını emanet eder vedalaştığı yere giderken..
Bu yüzden biriyle vedalaşmaya asla benzemez bir yerle vedalaşmak.. Çünkü hayatta hep birileri olsa bile, bilirsin bir gün dönsen bile o yerin aynı olmayacağını.. Başkalarının gelip başka anılar bırakacağını, o sokakların başkalarının olacağını, başka seslerin o yerde yankılacağını bile bile gidersin.. İzlerini silmeyecek olsa da gelenler, "acaba benim gibi bilecekler mi kıymetini.." diye endişelenirsin.. Aşk gibi değildir bir yeri sevmek.. Kimbilir belki de aşk gibidir.. Ama en vefalısından.. Birileri seni anlamadığında sessizliğiyle bile anladığı içindir belki.. Belki ilk kez orda yere yapıştığın içindir.. Belki de gözlerin ilk kez orda ışıldadı diyedir..
Giderken koyarsın valizine o yerin tüm hatıralarını ve o güne dek bir parçası olduğun yerden "biri" gibi gidersin.. Özleyeceğini bilerek ama yine de demek ki buymuş olması gereken diyerek..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
