Benimle başlayalım, güne erken başlayan mahallenin müdavim kedisi tekir havasında, gribin yer ettiği bünyem ve ben zaten mıymıyken üzerine kendimle ilgili bir gol yedim, hayattan. Yüzümün bütün asıklığı ve bütün yorgunluğumu giderecek bir ilacım vardı neyse ki, her çarşamba olduğu gibi.. Kuzey Güney..
Eskiden "başkasının derdini dinleyerek kendi derdimi unuturum" kafasına girerdik, sonra -en azından ben- baktım ki, milletin derdi bitmiyor Güzin ablalıkta bir yere kadar, kitaplarımın yanına dizileri koymaya başladım.. Dizilere bağlı olmamızın önemli sebeplerinden biri, bir süreliğine de olsa bizi gün içinde yaşadığımız şeylerden uzaklaştırmaları.. Bunu başarabilmesi için bir dizinin güçlü, güzel, ilgi çekici bir hikayesi olmalı.. Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu ikilisinin kaleme aldığı Kuzey Güney de böyle bir "dizi."
Ama öyle bir "dizi" ki, karakterleri aramızda yaşıyor olabilirler.. Öyle güzel dokunuşlar var her karakterde..
Zeynep mesela yok mu etrafınızda onun gibiler ? Yenilmeyi kabullenemeyen, Damdan düşer gibi gelip içinizde büyüttüğünüzü sahiplenen, anne baba ayrılığı sebebiyle bozulan dengesini size yansıtan, istediği herşeyi elde edebildiği halde elinizdekine göz dikebilecek kadar şımarık, yüzünüze gülüp arkanızdan iş çevirecek kadar sinsi insanlar yok mu etrafınızda ? Niye nefret ediyoruz Zeynepten ? Çünkü ayağınıza/ayağımıza takılan bir taş Zeynep, Zeynep öteki. Yaptığı her haltın içinden güzellikle sıyrılmayı beceren, rahatlıkla herşeyi üstünüze yıkabilen kız. Bu yüzden tiksiniyoruz bu yüzden Simay saçını çekip taşı gediğine koyduğunda gol olmuş gibi seviniyoruz. Ama durmayacağını da biliyoruz..
Hikayenin Beyaz kısmı, Can Katmanoğlu, onu da bulabilirsiniz etrafınızda, çünkü en bocaladığınız anda, illa yanınıza gelipte ipucunu ve izleyeceğiniz yolu gösterip ortadan kaybolan bir adam vardır ve o adam genelde ihtiyacınız olmadıkça rahatsız etmez sizi, orda olduğunu bilirsiniz ve zamanı geldiğinde yanınızda olacağını da.
Hikayenin Joker'i, geçen bölümlerde Kuzey'in de vurgu yaptığı gibi Güney, eğer burda doğmamış olsaydı, Nolan'ın 3lemesinde, Heath Ledger'ın yerini alabilirdi. Video'daki performansını dikkatli izlerseniz bana hak verebilirsiniz -ki Heath Ledger, "bana göre" az bulunur bi adamdı- Hele ki Güney'in Banu'ya olan bakışında "Töbe est.." diyerek koltuğun arkasına saklanma ihtiyacı hissettim.
Dediğim gibi hikayenin Joker'i Güney, tam iyi birşey yapacak dediğin anda, adam bütün olaylarda detone olup bi çatlak bir arızaya sebep oluyor, ne zaman melek ne zaman şeytan kestiremiyorsun, gerçi bu akşam 2 sezonda ilk yumruğunu attı hayırlı olsun derken, yumruğun bedelini de son sahnede çok güzel ödemiş oldu.
Hikayenin komikli kısmı ise benim için "bebişim" Handan Hanım, tam bir Joker annesi, bir iskambil kartı olsa Joker'in kendisi olurdu, her araya uyumlu.. Tam bir karaktere sinirleniyorsun "Ulan?!" diyorsun, hooop çıkıyor Handan Hanım, tüm öfkeni üzerine topluyor. Bu akşamki bölümde, Banu'nun yavru köşkte bayıldığı sahnede, tüm o dramatikliği üzerimizde hissederken kendisi dövünmeye başlayınca kahkahamda boğuldum, bi an "Havar komşular havar, torunumu patitis etmişler" diyecekmiş gibi geldi. Kısacası, sinirlenince, hüzünlenince bir doz Handan alıyoruz, bütün odağı üzerine çekiyor. Bu durumda kendisine Autofocus Handan demek istiyorum. Etrafımızda Handan yok diyenler için geliyor, benim babannem, Handan'ın günlük hayatta yaşayanı. Kendisinin nasıl bir insan olduğunu anlatmama gerek yoktur sanırım bu açıklamadan sonra.
Hikayenin diğer odak noktası Cemre, Banu'nun deyimiyle "bütün herkesin sevdiği" Cemre, yok mu etrafınızda Cemre gibiler ? Var, elbette var, hatta, bir çoğunuzun Cemre olma ihtimali de var ucundan kıyısından, fakat burdaki nüans farkı benim için şu, genelde herkesin sevdiği "Banu" gibi olur, yani şahsen benim arkadaşlarıma sorsam, "Hacı, Banu 10 numara kız, Cemre de iyi de eheh" derler, yani Cemre işin talihsiz tarafının simgesi, Cemre'yi sevdiren de, herkesin onu sevmesi, çünkü, eğer kendi hikayenizin Cemre'siyseniz siz, sevilmek isterdiniz, özellikle de sevdiğiniz sevsin isterdiniz. Cemre'nin özelliği anlık duygularını olduğu gibi yansıtması, duygu geçişlerini saklayamıyor olması, yok mu böyle insanlar etrafınızda, bu özelliği yüzünden dengesiz ilan ettiğiniz ?
Ya da etrafınızda yok mu bi manyak Barış ? Milletin yanında başka başbaşayken başka olan ? Tanıdığınız adam çıkmayan, hayal kırıklığına uğratan tehditler savuran ? Yok mu bunlardan etrafta var. Gamzeli diye sevip sonra gamzesine kafa atma isteği uyandıran ?
Ya da yok mu etrafınızda size çöp adam çizerek çıkma teklifi eden biri ? Yok. Biliyorum. Ahahahahaha, o ne la öyle ? Ya da toplantıda karikatürünüzü çizen bir kardeş? shahhahahah. Öhm. Diziyi bu yüzden seviyorum ben işte, öyle tatlı güldürüyor ki insanı, bakıyorsun Kuzey, abisinin karikatürünü çiziyor, bi bakıyosun, Güney "İşim var, tabela yaptırıcam buraya" diyor, bi bakıyorsun, bi bakıyosun koskoca Sami Bey elinde telefon, "öptüm :$" diyor, bi bakıyosun ki Handan Hanım, bakmaya doyamıyorsun. Bir de "komser"in inceden Demet'e yürüdüğü sahneler de eğlenceli, "Buraya nerden geldin ulan ?" dersen, ben şahsen Ali gittikten sonra, "bu kadar gerilimli sahnenin arasında neye güleceğiz" diye düşünmüştüm, fakat her bölüm illa ki bir yerde basıyoruz kahkahayı.
Bi de bölümle alakalı olarak şunu demek istiyorum: Psikopata bağlayan Güney, yoğun bakım odasının önüne gittiğinde, "Nasılsa öbürünü de sen öldürdün 1-2 farketmez" mantığından, "Allah'ın hakkı 3'tür, hazır başlamışken bunun da fişini çekeyim" diyerek Çatalcalı'yı eşek cennetine mi yollayacak acaba diye düşünürken, Çatalcalı gözlerini açtı. Ne de olsa adamın kendi hastanesi (Handan <3) , tehlike sensörü taktırmıştır yatağına belki, olacak o kadar.
Diyeceğim o ki, bu dizi benim için başlıkta da dediğim gibi "Special Edition", hatta, daha önce twitter da da yazmıştım, bir takımın kıymetli 10 numarası gittiğinde, formasını duvara asarlar, ben de Kuzey Güney bitince Çarşambaları duvara asacağım, deyu. :) Bu seferlik diyeceklerim bu kadar. Bir çarşamba bitmeden diğerini beklemeye başladık bile.. Hayırlısı. :)
