10 Nisan 2012 Salı

Meral Okay'ı Anlayabilmek: Bir uğurlama yazısı..

  Genelde izlediğimiz dizi ya da filmlerin senaristlerini merak etmeyiz, bir çoğumuz izlediğiyle ilgilenir ve genelde dinlediğimiz şarkıların sözlerini yazandan çok, söyleyenle ilgileniriz.

  Meral Okay, severek dinlediğimiz hikayelerin anlatıcısıydı. Bu devirde gerçek aşkı bulmak olağanca zorken, o "bir ölüye" belki ölesiye aşık bir kadındı..

  Ve farketmesenizde o anlatılamayan daha önce anlatılmamış hikayelerin anlatıcısıydı hep..
   Asmalı Konak, İkinci Bahar ve Muhteşem Yüzyıl bunların en bilinenleriydi..

  O kendi gözünden gördüklerini, bizim ilgimizi çekecek şekilde anlatıyordu hep, böylece bizler meraklanıp araştırıyorduk..

  Asmalı Konak keyifle izlenirken aşiretler hakkında düşünmeye itti bizi, sonrasında benzerleri yapılsa da taklit olmaktan öteye geçmedi..

  Muhteşem Yüzyıl, çok tepkiler aldı, herkes tepki verdi bir yerinden ama herkes izledi.. Meraklandırmak istemişti yine yapılmayanı yaparak.. Tepki verenler bile kapalı kapılar ardında izlediler diziyi, kimileri "Koskoca Süleyman hareme sıkıştı kaldı" dedi, kimileri "Hürremden ve açık gezen cariyelerden" dem vurdu.

  Çok büyük tepkiler gördü, ama hep anlattı, anlatmaya devam etti. "Ecdadımız!" diye ağlayanları dahi, araştırmaya itti. Bir çoğu sadece tarih kitaplarından bildiği "Pargalı" İbrahim Paşa'nın, önce makbul sonra maktul olduğunu öğrendi, sadece Kanuni Sultan Süleyman'ın nikahlı eşi olarak bildiğimiz ve tarihimizde değişik bir rolü olan Hürrem'in aslında kim olduğunu araştırmaya itti.. Bir çokları tarih kitaplarında 3-4 sayfadan ibaret sandıkları Süleyman'ın aslında sarayda 2.5 yıl kaldığını öğrendi. Kimileri tarih kitaplarında bir cümle ile "boğdurulduğu" söylenen Şehzade Mustafa'nın halk tarafından sevilmesinin sebebinin saygısı ve merhameti olduğunu öğrendi..

 Çünkü Meral Okay, son olarak bunu araştırmaya sevketti insanları, tarihe merakı olmayanları dahi, tarihe yöneltti. O bunu yaptıktan sonra "Patrona Halil" isyanını anlatan "Bir zamanlar Osmanlı - Kıyam" çekimleri başladı. O bunu yaptıktan sonra "Fetih-1453" gösterime girdi.

 Meral Okay, buna sebep olduğu için eleştirildi, ama araştırmayı bilmeyen ve asıl amacını anlamayanlar tarafından.. Çünkü O'nun anlattığı hikaye, bugune dek Osmanlı'ya kibirle bakan Avrupa'da da ilgi gördü, diğerlerinin önünü açarak, sadece yakın tarihin değil, uzak sanılan tarihin de yakın edilebileceğini öğretti bize son olarak..

 Sıkıcı bulunan tarih derslerini eğlenceli kılarken yeni nesile, geçmiş nesile de araştırıp bilgilerini yeniden anımsamaları için ilham verdi ve bunları yaparken, "Tarihten ilham alındığını bunun bir kurgu olduğunu" belirtti.

 O bir kapı açtı kimileri içeri girip o büyülü dünyalarda, anlatmak istediklerini asıl anlamlarıyla anladı, kimileriyle o kapıların dışında kalıp O'nu acımasızca eleştirdi..

  Şarkılar yazdı Meral Okay, içi acısa da hep gülümsedi, güçlü bir kadın olarak, güçlü bir insan olarak, kendi yolundan gitmeyi tercih edecek olanlara, ilham ve öğütler verdi..

  Kanser olduğu haberinin üzerine, çirkin yorumlar yapıldı.. Kanuni'nin hayatını böyle yazdığı için cezalandırıldığını söyleyenler dahi oldu. Oysa bunu diyenlerin, çoğumuz gibi bir hoşgörü dinine mensup olmaları gerekmiyor muydu ?

 Aynı insanlar ölümün üzerinden de çirkin yorumlar yaptılar.. Oysa yine aynı sebepten dua etmeleri gerekmiyor muydu ? Hepimiz özgür değil miydik düşünmekte ? Hepimiz yaşamıyor muyduk aynı toprak üzerinde ve hepimiz, ölümün herkes için ne kadar acı olduğunu bilmiyor muyduk ?

 Adını dahi duymayanlar üzüntülerini dile getirdiler, "Meral Okay ölmüş" dendiğinde anlamayıp "Muhteşem Yüzyılın senaristi" dendiğinde anlayabilenler.

 Sonra takdir edersiniz ki, Meral Okay, bizler için çok kıymetli ama kimileri için kıymeti olmayan o güzel insan, Badem gözlü oldu her ölen gibi.. 


 "Her yerdiğimiz ölünce badem gözlü olur ya hani, Meral Okay'a ağzına geleni söyleyen densizler, taziye mi bildirir oldular ?" ve yaptılar.. Taziyelerini bildirdiler.. Eleştiri ile hakareti ayıramayanlar üzüldüklerini söylediler..

 Peki ne mi oldu, o duygusal, o içten, gülen gözlerin sahibi kadın, giderken ayakkabıları kapının önüne kondu, kendisi bir sedye ile ayrıldı evinden, eminim yüzünde gülen ifadesiyle, biricik aşkı sevdiği Yaman'ının yanına gitmeyi beklerken, O'nun cesaret edip anlattıkları bizleri büyülemeye devam edecek..

  Ve eminim ki, "Diziye ne olacak yaaa" diyenlerle, "Sevdiğine kavuştu ve bizlere cesaretini bıraktı giderken" diyenler, O'nun buralardan gidişini ayrı saflardan izleyecek..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder