19 Nisan 2012 Perşembe

Kuzey Güney Çarşambası..

   İki zıt kardeşin öyküsünün anlatıldığı bir hikaye Kuzey Güney.. Öyle bir hikaye ki.. "Sen onunla ne yaşadın ki, niye bu kadar önemlisin, o çizgi dudağından öptü diye mi?" derken Cemre, Cemre oluyoruz bazen.. Çünkü hepimizin bir yenilgisi var hayatımızda aşıkken yaşadığımız..
   "Sen bana arabadan in diyosun yani" derken Kuzey, Kuzey oluyoruz.. O çaresizlikte boğuluyor, dalıp gidiyoruz.. Onun çaresiz bakışları arasında biterken dizi, bizi kendi hayatımızda yaşadığımız çaresizlikleri anımsamak üzere anılarımızla baş başa bırakıyor..
    "Hepiniz onun yanındasınız, Ali'si Cemre'si, hatta sen bile!" derken annesine Güney.. Bu kez Güney oluyoruz.. Çünkü hepimizin zaman zaman saf değiştiren sevdikleri olmuştur.. Ya da belki hepimizin etrafında en azından Güney kadar hırslı bi adam vardır..

    O rakı masasının başında düşünceli otururken Sami Baba, biz de düşünüyoruz.. babalarımızın belki de bize babalık eden annelerimizin dalıp gittiklerinde neler düşündüklerini..

   Oğlunu kayıran bir annenin feryadını duyarken, küçükken hep suçlu geçen çocukluğumuzu, kardeşlerimiz için yediğimiz dayakları anımsıyoruz belki.. (Not: İş bu pigme tek çocuktur.)

   Ali ve Kuzey konuşurlarken dostlarımızı anımsıyoruz.. Bizim için herşeyi yapan.. Akrabalarımız yüzümüze kapıları kapatırken bize kapısını açan vefalı dostlarımızı.. Güneyse vefasız bir dost, işi düşünce tanıyan bir akraba gibi daha çok..

  Gülten Hanım, gerçek bir anne, Gülten anne.. Benim annem gibi en azından.. Evladına arkadaş olmaya çalışan, onu twitterda bile yalnız bırakmayan, dünyalar tatlısı bir anne.. İstiyor ki kızı çekmesin kendi çektiklerini, istiyor ki, onun olmayan parlak geleceği kızının ellerinde yeşersin.. "Kaçıp gitmek çözüm değil" derken Cemre'ye, pes etmememizi isteyen düştüğümüzde yerden kaldıran kendi annemizi anımsatıyor bize..

  Handan hanımsa, öteki annelerden.. Kendi yaşayamadıklarını oğlunun hırslarında büyüten, sahip olamadıklarına sahip olmanın yolunu açabilmek için kendisi olmaktan vazgeçen.. (Hatırlarsınız, Ebru Hanımlara giderken saçlarını boyatmıştı el bezi.) Tabi ki kendisinden tiksindiğimizden onun yerine koyamıyoruz kendimizi.

  Barış Güney'in istediği imkanlarla doğmuş olmanın rahatlığı içinde, koltuğunda gülümserken, Banu tüm takıntısıyla Güney'e aşıkken ve Ebru hanım tüm otoritesiyle çocuklarını valide sultan gibi yönetirken.. Anımsıyoruz.. Birine takıntı derecesinde aşık olanları, bu takıntılar yüzünden rahatsızlık derecesine varan olayları.. Baskı altında kalanların sınıfları ne olursa olsun o baskıdan bir çıkış yolu bulduklarını..

 Bütün bu karakterlerin bize dokunmasını sağlayan öncelikle hikayeyi böylesine güzel yazan senaristler, Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu, daha önce de Aşk-ı Memnu'yu kusursuzca uyarlayıp bizlere Aşk-ı Memnu perşembesini hediye etmişlerdi..

 İki farklı kardeşi, iki farklı anneyi, iki farklı babayı (dizinin ilk bölümlerinde Atilla Sinaner vardı bilmeyenler ve yeni başlayanlar için..şimdiyse Hüsük var gerçi :))  iki farklı kızı, iki farklı mafya babasını (ya da herneyse) anlatıyor bize senaristler.. Aslında dizinin adı Kuzey Güney, iki kardeşin adını taşıyor olsa da dikkat ettiğinizde dizide her iyinin bir zıttı var.. Belki bu yüzden seviyoruz onları, iyinin yanında kötüyü de güzel işledikleri için..

 Farkındayım hakkında yazmadığım 4 karakter var..

 Fakat ben Simay Ferhat ve Sümer üçlüsü hakkında gerçek hayatta diğerleri nasıl varsa onlarda var diyerek sıyrılıp Zeynep'e geçmek istiyorum..

 Zeynep sonradan geldi, İtalya'dan.. (İtalyadan gelen kızın ne işi olur la lise terk Kuzeyle diyenler için: Ben dizide mantık hatası aramıyorum, kendi hayat hikayelerimizde mantık hatalarıyla dolu, önceden aşık olduğunuz adam ve kadınlara bakın diyorum.) Fakat bir çoğumuzun hiç sevmediği Zeynep, Kuzey'in Cemre yüzünden çektiği acıların panzehiri gibi, Cemre her defasında pişmanlığını Zeynep sayesinde büyütüyor içinde.. Ve dizideki Zeynep biz sevdiğimiz adamla konuşamazken, kabak çiçeği gibi açılıp onu elimizden alan kızı temsil ediyor.. Yıllarca sevdiğimizi söyleyemeyip kıvranırken o damdan düşer gibi alıp götürüyor adamı.. Bizde Cemre gibi bakakalıyoruz..

 İşin özü, ben bir izleyici olarak senaristleri öpüyorum yanaklarından, hayatımızdan gelen geçen karakterleri böylesine güzel 1'e indirip analizlerini yapmamıza fırsat verdikleri için..

 Ve dizinin oyuncularına kocaman tebrik kartları göndermek istiyorum, o ekrandan bizi duygularının içine çektikleri için.. Hani isim verip şu şu şu desem tüm kadro öylesine güzel oynuyor ki, karakterler üzerinden yazmak daha mantıklı geldi ki onlar başarılı olmasa, karakterlerle özdeşleştiremezdik onları..


 Son olarak:

 Pragma'nın son iki oyunu garajistanbul'da, Buğra Gülsoy'u (yani haftanın bir günü ekranda yılışık, kötü, pis  Güney olarak izlediğimiz dünya sevimlisi bu adamı) bir de dünyanın en bilinen seri katili Ted Bundy olarak görmek istiyorsanız, son şansınız.. En azından bu sezonluk.. (ayrıca lütfen hiç bi rolde üzülmese şu adam. töbe yarabbim, "geçti ağlama bitti üzülme tamam gel kazık at ama gül tamam mı ?" diyesi geliyor insanın..)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder