26 Kasım 2012 Pazartesi

.. Hiç ..

Hiç bir şey yok aklımdan geçirdiğim, hiçlik kadar, hiç.. Sana dair, bana dair ne de onlara dair.. Geçmiyor aklımdan hiç birşey, öylesine boş, öylesine bomboş.. Kafa sesim bile öylesine hiçlik dolu, sessiz.. Terkedilmiş şehir gibi kafamın içi, kullanılmayan tren rayları gibi soğuk.. Kendi kafanın içinde üşüdün mü sen hiç ? Ben üşüdüm.. Ölesiye üşüdüm.. Sonra kaldırdım yakalarımı, yürüdüm.. Nereye dersen, o da hiç.. Boşluklardan düştüm sonra.. "Cennet, cehennem, araf.." En çok Araf'ı sevdim ama.. Neden dersen.. Hiç.. Kendime benzettim belki, iki dere, bir de ara.. Savrula savrula yürüdüm.. Nereye vurdu yolum.. Bilmem.. Önce kafamdaki sustu.. Sonra sağımdaki, sonra solumdaki.. Öyle bir yalnızlık büründüm.. Burnuma kadar.. Flu oldu sonra etraf.. Göremez oldum.. Biraz rüzgar, belki fırtına.. Fırtına rüzgar gelir belki çekilenlerin yanında.. Ne vardı peki etrafımda ? Hiç.. Dedim ya yoktu.. Yoktun.. Yoktular.. Yok oldular.. İnsan kendi sever mi yalnızlığını.. Hiç istemez mi birine sarılmayı ? Ben istemedim.. Hiç.. Çünkü, sarılırsan birine, o senin zaafın olur.. Korkarsın.. Kaybetmekten.. Saçının telinden bile korkarsın.. Korkmadım mı ? Korktum.. Sonra ne oldu ? Hiç.. Çünkü sarılırsan birine onu hep korumak zorunda kalırsın.. Onu korurken kendin korunmasız kalırsın.. Korumadım mı ? Korudum.. Ama bazen en çokta kendinden korumalısın.. Korumadım mı korudum.. Uzak durdum hep.. Sonra ? Araf.. Hep araf.. Çünkü birini sevmek, birşeyi sevmek, bir yeri sevmek.. Hep arada kalmak demek.. O yüzden hep temkinli mi olmak gerek ? Bunları düşünürken biraz daha yürüdüm, biraz daha.. Farkettim.. Griye boyanmış etraf.. Kendi boşluğumun içine batmışım.. Burnuma kadar.. Kıpırdayamamış, donmuş kalmışım.. Koca duvarlar örmüşüm etrafıma.. "Ben böyle de mutluyum!" yazmışım üzerlerine kocaman.. "Ben güçlüyüm! Yalnızlığımda güçlü!" yazmışım.. Sonrası hep boşluk.. Sonrası .. "Hiç.."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder