Bu bloga hakkında yazdığım iki dizi var, biri Kuzey Güney, diğeri Leyla ile Mecnun.. Uzun süre yazmadım Leyla ile Mecnun hakkında.. Ama yazmadım diye de taşınmadım mahalleden, bırakmadım hiç çekirdek çitlemeyi, sakız çiğnemeyi, üzüme düşmeyi.. Hiç bırakmadım ekrandan bana gülümseyen ailemi..
Daha önce demiştim, LCD Yavuz abimindi, Erdal Bakkal için bolca çekirdeğim, Mecnun ve İsmail abim için de kiloyla üzümüm vardı..
3. sezonda yeniden Leyla değişti, Melis Birkan, Yedinci Leyla olarak geldi aramıza, kimileri sevdi, kimileri sevmedi, kimileri alıştı kimileri alışamadı.. Bende Melis Birkan'ı Issız Adam'da bırakmış biri olarak başta kocaman pörtlettim gözlerimi.. Sonra düşündüm, yan komşumuz bile çekip gidiyor ya bazen, taşınıyor ya hani, 3 Leyla taşındı "bizim mahalle"den.. Zamanla da alışıyor insan zaten yeni komşusuna başta "Aman ne geldi ki bu nemrut" diyor, giden gelenin yerini doldurmaz elbet ama, gözde alışmaz sanıyor ya insan hani, sonra alışıyorsun yeni gelene, önce utana sıkıla "Merhaba" deniliyor, yarım ağızla "Hoşgeldin" takip ediyor onu.. Ama alışıyorsun.. Bende alıştım mahallenin yeni Leyla'sına.. Sevdim onu orda.. "Dişi Mecnun" gibi biraz ama, olsun kendisi "Sadrazam 7. Leyla Paşa" ne de olsa.
Çok zor bir iş yapılan, başrol bi kere gitti mi, iflah olmaz genelde o dizi, yolunu kaybeder, yolu olabilir, kötü yola düşebilir, AT'ın yolu olabilir. Olmasa daha iyidir. Ama bizim mahallede öyle olmadı hiç, taşınanlar oldu, onları sevgiyle uğurladık hep, gelenleri de aynı sevgiyle karşıladık..
Çünkü "Bir hayalimiz vardı" çünkü biz hepimiz, İskender Baba'ydık, evimizi açtık, hayta da olsa sevdiklerimiz bağrımıza bastık, çünkü biz Erdal Bakkal'dık, yeni gelenlere önce şüpheyle baktık, çünkü biz Yavuz Hırsız'dık biz de insanların kalplerinden zamanlarından çaldık ve her çaldığımızı satırlara sakladık,çünkü biz Aksakallı dedeydik, 2012 dedeydik, Topsakallı dedeydik, Dosto'yduk, gördük yaşadık dersler çıkardık ve çocuklaştık,çünkü biz İsmail Abiydik 14 kollu bir devdik, çünkü biz hep bekledik gelmeyecek olanları, çünkü biz Mecnun'duk üşendik, ağladık, acı çektik, sevmeyi öğrenirken bocaladık, ne yapacağımızı şaşırdık, çünkü biz Leyla'ydık her kırıldığımızda olgunlaşıp "başka"laştık, belki bu yüzden Leyla'nın vazo, Arda'nın odun olmasını yadırgamadık, belki bu yüzden evdeki yastıklara kimse görmeden "Naber Hakkı Dayı ?" dedik, belki bu yüzden "Vana vudu vucu" diye bağırdık, belki bu yüzden çok sevdik Görüncek adam'ın kuşaklar sonraki torununu..
Çünkü biz hepimiz, o mahallenin çocuklarıydık, her denene inanmaya hazırdık, İskender'in yanında yatan Dosto değilde Tolstoy olsaydı da gülümserdik biz.. Çünkü biz el salladık gemilere gidenlerin ardından, masal çiçeğine yükledik umutlarımızı, kafamızın içinde Fadime'nin düğünü olsa da, "Babaoğlu'na" yar etmedik ormanlarımızı.. Çünkü hepimiz "zamanın dünya üzerinde bıraktığı birer yara izi"ydik.Biz o mahalleye hiç girmesekte o mahallenin içindendik, telif ödememek için sessiz söyledik şarkılarımızı belki bu yüzden yaban çakalı koydular adımızı.. Pazartesi'den kaçmadık bu yüzden.. Hatta sevdik pazartesileri biz..
İşte böyle hacılar, absürd komedi falan diyosunuz ama, mesela geçen bölüm ben at gibi yığıldım kaldım koltuğa onu nasıl yapalım ? Neyse ben bi çay koyayım da, Erdal Abi, sana da çekirdek aldım tuzlusundan, İskender Baba börek var bak mis gibi, İsmail abi Eter mi o elindeki acaba ? Napıyosun Yavuz abi giderken götürürsün LCD'yi. Neyse.. Çay demiştim ben di mi ? Seviyorum her birinizi.. :)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder