Eskiden insanlar insandı.. "Şimdi hayvan mıyız ulan ?!" diyorsunuz ya, demeyin. Sövmeyin de.. Bi dinleyin..
Eskiden insanlar insandı evet..
Ya sonra..
Önce makinalara bağlandık hepimiz birer birer.. Tek tek.. Sonra bağlı olduğumuz makinaların mekaniğini aldık üzerimize.. Makineleştik.. Mekanikleştik..
Eskiden haberleşmek için mektuplar vardı.. Çok eskiden değil.. 1950'ler değil anlattığım tarih elbet.. Eskiden ev telefonları vardı.. Hepi topu 3-5 kanal vardı..
Ev telefonları nöbetteyken insanların birbirine saygısı vardı.. Kimse kimseyi "çok önemli bir durum olmadıkça" 8'den sonra aramazdı..
Mektuplar varken sevgisi vardı insanların birbirine.. Çünkü birikmişleri vardı içlerinde, özlemleri hasretleri vardı. Eskiden insanların "çevresindekilere bile" ulaşması zordu..
Eskiden atari salonları vardı ve o salonların "yardımsever" çakalları.. "Sen dur abim ben geçerim bölümleri" der, Chun-Li'ye tur atlattırırlardı.
Sonra Commodore64 çıktı.. Atari salonları kasetin içine sığdı.. Sırasıyla başladı herşey.. Atari salonları kapandı.. Mavi ekranla ilk o dönem kaynaşıldı..
Derken kanallar çoğaldı, müzik programları azaldı.. Sonra, hayatımıza CDçalarlar girdi.. Cep telefonları, Commodore64 yerini masaüstü bilgisayarlara bıraktı..
Mirc, icq, messenger.. Sırasıyla kapladı hayatımızı, forum siteleri vesaireler.. Direnen atari salonları yerini internet cafelere bıraktı..
Her biri hayatımıza girerken kaybettik insanı yanlarımızı. Arkadaşlarımızla yüzyüze konuşmaya tenezzül etmez olduk.. "İnternette konuşuruz" diyebiliyorduk. Kimseyle sözleşip ertesi gün gidilecek yerin, yapılacak şeyin planını yapmaz olduk, çünkü bir smsle anında birbirimize ulaşabiliyorduk.. Kontorlü hatlarla tanıştık sonra.. Artık telefondan "konuşmaya" da gerek duymaz olduk..
Ve tüm bunlar olurken, anlayışsızlaştık.. Bir mimik görmeden, ses bile duymadan yazılanlara duygular yüklemeye başladık.. Alınganlaştık.. Mutsuzlaştık.. Yüz yüze halledilebilir olan şeyleri, "internetten ya da smslerle" çözülmez hale getirdik.. Kaybettik..
O aralarda, cep telefonlarına "kameralar" eklendi, bilgisayarlara da tabi. Dolayısıyla "kıçımızı" da kaldırmaz, "rahatımızı" da bozmaz olduk.. Bu vesileyle, filmli fotoğraf makinalarıyla da vedalaşmaya başladık, sadece onlarla değil tabi, kalan duygularımızla da..
Depresyonlarla tanıştık.. Büyük olmayan şeyleri büyütmeye başladık.. Bir süre sonra makinalaşmaya başladık..
Arama motoruyla tanışırken kitapları geride bırakmaya başladık, nasılsa arama motoru anlatırdı istediğimizi.. Dostlarımızı tozlu raflara terkettik.. Sonra Facebook, twitter..
Andy Warhol gülümsüyordu yukardan.. "Dediğime gelmenize az kaldı" dercesine..
Yarışmalar, facebookta popüler olma çabaları.. Dediğine geldik bir şekilde.. İnsanlar ayakta durmak için gerekli olanın çalışmak olduğunu unutup, popüler olma telaşına düştü.. "Resmimi beğen, durumumu beğen" diyenlerle doldu etrafımız.. Tanıdığımız insanları dahi tanıyamaz olduk.. Öyle ki "paralı durum beğenme, paralı takipçi" dalgası başladı birden..
Herkes "Bir gün 15 dakikalığına da olsa ünlü olmanın" peşine düştü..
Bu ruhsuz telaşın peşinde birbirlerini ezdiler çiğnediler..
Başa dönelim.. 3-5 kanal varken, ünlüler yine ulaşılırdı, lakin, ancak posterlerine, dergilere verdikleri röportajlarına ulaşılırdı.. Dili tutulurdu insanların ünlü birine 100 metre yaklaşınca.. Bu bir lütuf sayılırdı, dolayısıyla işlerine özel hayatlarına bir saygı vardı.. İmza istenirken bile vakitlerinden çalıyor muyum acaba diye düşünülürdü.
Şimdilerdeyse, insanlar "15 dakika" kaygısıyla ve "bizi siz yarattık ulan" kafasıyla, sosyal paylaşım sitelerinde hakarete varan sözler yağdırıyorlar. İşin garibi hakaret ettikleri bu konuma gelmek için dişiyle tırnağıyla çalışan insanlar.
İnsanlar artık önce bakıyorlar, sonra arama motorunda arıyorlar eğer varsa beğendiği ünlünün bir facebook twitter hesabı ekliyorlar. Şayet kabul görmüyorlarsa, kimisi edebiyle oturuyor, kimisi hakaret etmeye başlıyor, kimisi de askerlik arkadaşıymışçasına dünyanın merkezi kendisiymişçesine şeyler yazıyor, söylüyor. İşleri zor ünlülerin, bir hesap açsalar dert, açmasalar dert, takip etseler, ekleseler dert, eklemeseler dert. Konuşsalar dert konuşmasalar dert.
İnsanlar da tüketmeye devam ediyor. Ünlüsün değilsin önemi yok, onlar için, cep telefonu gibisin, kimisi yenisi çıkınca değiştiriyor, kimisi alana kadar peşinden koşuyor, kimisi de varlığına şükrediyor. En önemlisi de artık ne yaparsan yap hiç kimse mutlu olmuyor. İnsanların yıllarca çalışıp kazandığı paralara elektronik aletler satılıyor. Elde edildiğinde ortaya çıkan gülümseme en fazla yarım saat sürüyor. Dedim ya, insanlar mekanikleşiyor, makineleşiyor, herkes sadece egosunu düşünüyor..
Dersen ki, sende bu eleştirdiklerin sayesinde ulaşıyorsun bize.. Derim ki size: Benim derdim teknolojiden ziyade kullanmayı bilmeyen, kullanırken bokunu çıkarıp bağımlılaşan makineleşen nesille, velhasılı.. Şikayetim var..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder