31 Ocak 2013 Perşembe

Boş kafanın boş düşünceleri V.1: Kuzey Guney Eşleştirmeleri.

Yazı yine Kuzey Güney'le ilgili fakat bu kez biraz farklı bir durum değerlendirmesi benimki.. Dünkü bölümü izlerken ister istemez kafamda bi takım görüntüler belirdi. Belki dün akşam biraz muzurluğum üstümde olduğundan pek eğlendim boş kafamdaki boş düşüncelerle.

 Dünkü bölümde olan olaylara göre denklemeler oluşturdum koca kafamda bunları da burda yazmak istedim, bilemem siz de benim kadar eğlenir misiniz ama.. Bi bakalım. :)


  Buğra Gülsoy/Güney Tekinoğlu:  Dexter / Joker.

  Dexter düne kadar kafamda "Allahını seven uyarlamasını çekmesin." diye kendimi paraladığım bir yapımken, dün Buğra Gülsoy'un Banu'nun rüya sahnesindeki performansından sonra "Evreka" diye bağırıp odanın içinde koşmamı sağladı.
(Kendisinin jokere daha önceden bir sabitlenmişliği hali hazırda var zaten. Şirketi ele geçirdiği gün (ki böyle birşey olmasa bile bunu düşünmek bile eğlenceli, şirketi aleve verirken "Sadece kendi payımı yakıyorum" dediğini düşünüp gülümsüyorum.)


 Semra Dinçer/Handan Tekinoğlu: Samara/Gollum/Heimdall

 Öncelikle şahane bir oyuncu, şahane bir kadın. Öyleki sokakta karşıma çıksa şüpheyle yaklaşırım kendisine. Sayesinde Handan Hanım gerçekte yaşıyormuş gibi, her an kapının ardından çıkacak üzerinize gelip tıslayacak gibi, tehlikeli şahane. :) Handan Hanım dünkü kapı muhafızlığı performansıyla, (ki kendisi için daha önce Samara, Gollum gibi yakıştırmalar yapıldıydı hatırlarsınız.) Heimdall olma yolunda önemli adımlar attı.

 Burak Çatalcalı/Sherlock Holmes:

 Barış'ın gömleği ile ilgili üstün araştırması ve olayları ortaya çıkarış yeteneğiyle Çakalcalı, Sherlock Holmes olarak canlandı dün gözümde ve tabi onun da ekibini tamamlamak lazım.

 Kuzey Tekinoğlu/ Dr. Watson / Tyler Durden/(Pre-Production Romeo):

 Çatalcalı'nın en büyük yardımcısı olarak ve geçen bölümde önlüğü üstüne geçirir geçirmez emin adımlarla çıktığı merdivenlerde "Ben yılların doktoruyum olm, yanlış olmasın yani, bende!" tavırlarıyla Dr Watson olurken, diğer yandan dün masanın üzerinden (ahahahahahahahhahaha) atlayarak ""Mori Şevki"yi gözü mor Şevkiye çevirişi ve daha önceden "Zıpzıp Sümer"e attığı dayaklarla yakında klübün kurallarını okumaya başlar bizim Tyler diye düşündürdü. Ayrıca odunsu kokularla bezenmiş gururlu aşık tripleriyle de mahçup Romeo olduğunu unutmamak gerek Cemre'nin "uyuyo musun ?" sorusuna odun yapısı itibariyle, "uyuyorum -.-" demesini çok bekledim ama demedi.

 Venüs Tezerel/İrene Adler:

 Sherlock'un aşık olduğu kadın, zeka küpü, hatta hikayelerde Sherlock'u alt edebilen tek kadındır, hem dünkü bölümde sevgili statüsüne çıktıklarından hem de zekasıyla bildikleriyle ön plana çıktığından kendisi gözümde böyle canlandı.

 Can Katmanoğlu/Patrick Jane:

 Olaylara dahil oluşu, zekasıyla olayları çözüşü ve her zaman doğrunun yanında yer alışıyla ben kendisini Mentalistlerin Jane ile eşleştirdim. Bu da Barış'a bi bonus daha kazandırmış oldu.

 Barış Hakmen/Profesor Moriarty/Tommy Volker:

 Dünkü ve bugüne kadarki alttan alttan kötü adam tiplemesiyle Barış bu hafta bana aslında Sherlock'un düşmanı Moriarty den ziyade, Tommy Volker'ı hatırlattı. Kendisi görünüşte yardımsever, çok başarılı bir iş adamıyken yoluna çıkan herkesi öldürme teşebbüsünde bulunup bunda başarılı olan ve buna rağmen elini temiz tutan bi karakter malum.

 Zeynep Çiçek/ Ivy Dickens/(Pre-Production Gollum) :

 Daha önce uyarlamasından oynadığı Gossip Girl'un bir sezon boyunca yaptığı herşeyden sıyrılan sevimsiz Ivy'sine dönüştü iyice. Bir de karakterin sahip olduğu iticiliği tanımlayacak kelime bulamadım. Gollum tacına doğru yaklaşıyor Zeynep. Yüzüğü kapacak sonunda.

"Komser"/Bildiğin komiser.:
Kuzeyden alacağı tepkiden sonra alacağı şekil itibariyle eşleştirebileceğimiz adam kalacak mı kendisini merak ediyorum :/

Sami Tekinoğlu:

"Benzemez kimse sana" şarkısı ve Kuzey'in kendisine fırlattığı bakışlar eşliğinde içimizden geçen bin düşünce ile izlemeye devam ediyoruz. (bu konuyu daha sonra muhtemelen bi dahaki bölümden sonra tekrar konuşacağız.)

Banu Sinaner/Rapunzel:

Öncelikle güzelliğinin çok çok önüne geçen bir oyunculuğu var Bade İşçil'in. (Kıskançlık ve fesatlığı bir kenara bırakıp kendisinin güzelliğinin tartışmasız olduğunu bilen herkes demek istediğimi anlayacaktır diye düşünüyorum.)

Kendisine rapunzel deme sebebimse şu, eğer Rapunzel bir masal olmasaydı, kulede kapalı kalan Rapunzel çıldırırdı. Banu da annesinin ve konumunun kendisine ördüğü duvarların ardında kapalı kalmış bir Sinaner prensesi, dolayısıyla yalnızlığını kendi görünmez kulesinde yaşamaya devam ederken, bütün savunmasızlığı psikolojisinin bozulmasına sebep oluyor.

Benim eşleştirmelerim bu kadar, bunları düşünürken boş kafamın içindeki boş düşüncelerime gülümsedim, bunları sizinle de paylaştırmak istedim, gelecek bölümde normale döneceğim, görüşmek üzere.. :)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder