Düşündüm: "Ne zaman ve nerede kaybettik insanlığımızı, neden böyle olduk.." Ne zaman dönüştük küçükken çizgi filmlerde, romanlarda ya da filmlerde gördüğümüz o kansız kötü insanlara, ya da ne zaman dönüştük ruhsuz robotlara..
Bulamadım.. Başka yerlerde değer verirler sanata sanatçıya, üstelik sadece onlara değil, tüm insanlara, ama bizde biraz farklıdır durum, önce sövülür, bazen dövülür, sonra içine tükürülür ve unutulur.. Sadece sanatçılar için de değil üstelik, ne olursan ol hangi sıfatı taşırsan taşı, durum budur.. Çevrendekiler kötüleştikçe aldığın gard büyür, büyür ve bir süre sonra bakarsın ki o gard çoktan aşmış boyunu, ruhun onlara benzemese de dışardan bakıldığında onlar gibisin.. Duygular zaaftır, önce onları korursun kötü insanlardan, sonra sözlerini sakınmaya başlarsın.. En sonunda bir ota dönüşürsün karşılarında, üstüne bastıkları, hatta çöp attıkları.. Unutulursun.. Kimileri için "başı sıkıştığında ara" listesinin başını çekersin, kimileri için "derdin olunca koş çözsün" listesinin, kimileri için "basamak"sındır, kimileri için kaçamak..
Böyle durumlarda çocukken düşünürsün.. "Süper güçlerim olsaydı eğer .." kaşlarını çatarsın yumruklarını sıkarsın, hayal edersin, süper güçlerin vardır çünkü, "çocukken herşey güzeldir." sonra bir hışımla koşarsın sokaktaki "zorbaların" yanına "süper" güçlerini kullanmak üzere, hele bir de bi kahramanın varsa özendiğin o olmak istersin.. Dünyayı kurtarmak istersin bazen, bazen kötülere karşı savaşmak..
Kimisinin kahramanı annesidir, kimisinin babası, kimisinin abisi, kimisinin ablası, kimisi için Superman, kimisi için Batman..
Büyüdükçe değişir kahramanların, çünkü artık kurtarabileceğin tek dünyanın "Kendi" dünyan olacağını bilirsin. Aşık olursun, aşkını anlatan bir şarkıyı söyleyen insan oluverir kahramanın, dostun arkadaşın, bir film izlersin, karakteri kendinle özdeşleştirirsin, o oyuncu olur kahramanın, bir arkadaşın kurtarır başını beladan, odur artık senin için kahraman, büyüdükçe anlaşmazlıklar yaşarsın etrafındakilerle, annenle babanla.. Sevdiklerinle, sevdiğinle.. İsimlerini unutmak istersin bazen, arkadaşlarının, sevdiklerinin..
Yine o şarkıyı duyarsın, yine o filmi izler, yine o kitabı okursun, yine başa dönersin.. kendini "kendinden" başkasının bu çıkmazlardan çıkaramayacağını farkedip kendi kendinin kahramanı olmaya karar verirsin.. Ve unutursun..
Arayıp sormazsın etrafındakileri, ne o şarkıya ihtiyacın kalır, ne de o filmden aklında bir kare vardır, kitap desen zaten çoktan tozlanmıştır..
Sonra, bir haber alırsın.. Kaza, kader, mukadderat, acı, tatlı, iyi, kötü.. Umursamazsın..
"Nasılsa" iyi olur herşey düzelir, dersin..
Sonra bir gece tam yatmaya hazırlanırken, ya da bir sabah uyandığında, bir haber alırsın..
O "Nasılsa", "Keşke" ye dönüşür.. Kafanın içinde durmadan yankılanan kocaman bir keşke..
Ama hep böyledir, kör ölür badem gözlü olur, yaşarken insanın malesef bu topraklarda kıymeti pek yoktur.. Ferdi Özbeğen, Leman Çıdamlı, Mehmet Ali Birand, Meral Okay,şu anda aklıma geçenler.. hep badem gözlü olarak göçtüler, hastalıklarında umursamayan herkes için yaşarken bilinmeyen kıymetleri sandıklardan çıktı ve ne kadar kıymetli olduklarını belki de bilemeden gittiler.. Sahi Müslüm Gürses'te komada, dinleyin ya da dinlemeyin, eğer ölürse onu da eminim çok konuşacaksınız, çok soracaksınız çok seveceksiniz ve belki bazılarınız merak edip araştırıp ilk kez öğreneceksiniz.. Gidenlere rahmet, kalanlara uzun ömürler..
Malesef insanlar ölürken saygı görürler, o da, öldükleri gece herkes bir kez anar adlarını, yine aileleri defneder hazin naaşlarını..
"Keşke" demek istemiyorsanız eğer, "Nasılsa.." demeyin.. Kim olduğu önemli değil, yaşayan herkese sadece "insan" oldukları için değer verin.. Dünyada hep kötüler yok, değil mi ?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder